Ads Top

ZAMAN POLİSİ | İLK GÖREV! ''KARA ÖLÜM!'' / TÜM HİKAYE!

İLK GÖREV! ''KARA ÖLÜM!''

İlk görevim sanırım buradaydı. Gözümü bir kaldırımda açtım. Hava sıcak ve rüzgarlıydı. Etrafta kimse yoktu, yürümeye başladım. Şehrin bu kadar sessiz ve sakin olması beni şaşırtmıştı. Şehri dolaştıkça insanların sadece pencereden dışarıyı izlediğini fark ettim...
Yolda bir adama rastladım, ''Bayım!'' dedim. ''Neden kimse evinden çıkmıyor?''
Adamın kıyafetlerine bakılırsa orta halli olmalıydı, ve elindeki içi boş çantalara bakılırsa bir şeyler almaya gidiyordu. ''Yabancı mısın?'' dedi bir adım geri atarak.
''Hayır.'' dedim. ''Buralıyım aslında ama bir kaç yüzyıl sonradan diyelim.''
''Dediğinizden hiç bir şey anlamıyorum bayım, çok işim var lütfen önümden çekilir misiniz?'' dedi adam, acelesi var gibiydi.
''Ben sadece tanışmak istiyorum, merhaba ben-'' diye elimi uzatacak iken adam sinirli bir şekilde ''Lütfen bana dokunmayın'' diyerek yanımdan geçip gitti.
Hiç bir şey anlamamıştım, çarşılar bile kapalıydı. Biraz daha yürüdükten sonra kaldırımın kenarında uzanan yaşlı bir adam gördüm ve her 5 saniyede bir öksürüyordu. Yanına yaklaşmaya çekinsem de aklımdaki sorulara cevap bulmak amacıyla ona yaklaşarak bir kaç soru sormak istedim. ''Merhaba bayım, nasılsınız?'' dedim.
Gözünü açtı ''Dur evlat!'' dedi yüksek bir sesle ''bana yaklaşma.''
''Neden?'' diye sordum.
''Kara Ölüm!'' dedi. ''Sana da bulaşır.'' 
''Eviniz nerede?'' diye sorduğumda başını eğdi ve arkasını gösterdi. ''Neden evinize girmiyorsunuz?''
''Giremem evlat... Giremem, çocuklarım için-'' hala durmadan öksürüyordu.
Anlatmaya başladı adam bu anı bekliyormuş gibi ''Çok insan öldü, aylardır ölüyorlar. Kara Ölüm hepsini aldı, gidecek yerimizde yok, önceden burada çok insan olurdu zenginler gitti başka şehirlere, bir biz kaldık evlat, bu hastalık bizi öldürüyor, sen de evine git, çıkma dışarıya.''
''Buralarda doktor var mı? Bu hastalığın bir ilacı yok mu?''
''Yok! buralardan gitmeyen bir hekim var, o da şu ilerideki mahallenin 3 numarasında yaşıyor, uzun zamandır o da evinden çıkmadı.''
''Teşekkür ederim bayım, size acil şifalar dilerim.'' dedim ve şapkamla adamı selamlayarak yavaş adımlarla oradan uzaklaştım.
Üç numaralı eve yetiştiğimde kapıyı bir kaç kere tıklattım. Dakikalarca bekledikten sonra başka çaremin olmadığını düşünüp evin balkonuna tırmanıp tahta kapıyı zorlayarak evin içine girdim. Ev çok pis kokuyordu, bir odadan diğerine geçtim ve kapıyı araladım.  Masa başında neredeyse çürümüş bir ceset vardı. Sanırım doktoru bulmuştum. 
Masanın üzerinde doktorun kimlik kartı bir kaç dosya vardı. İşime yarayacağını düşünüp incelemeye başladım. Doktor ölmeden önce incelemelerini not etmiş...  Kara Ölüm'ün aniden ortaya çıktığını ve insanları gün gün zehirleyerek öldürdüğünü yazmış ve gün gün yaşadıklarını not etmiş ve elli birinci günden sonra ölmüş...  'Hiç bir hastalık aniden ortaya çıkmaz, bunu tetikleyen nedenler olmalı.' diye geçirdim aklımdan.
Bu hastalığa ben de yakalanma niyetinde değildim fakat günü geçirmek için kalacak bir yere ihtiyacım vardı ve şuan da doktorun evinde kalabilirdim. 
Yan odaya geçip evi incelemeye başladım, çokça kitap vardı. Resmen her yer tarih kokuyordu. En ufak bir hareketimin geleceği değiştirme potansiyeli olduğunu fakat sabit zaman noktaları dışında şeylerin zamanda pek etkisi olmadığı kuralını biliyordum.

Zaman Polisleri zamanda sıçrama nedeniyle pek çok şey hafızalarından uçup gidiyor fakat hala bilinçaltımda zaman polisi olmak için yetiştirildiğim ve buraya gönderilmem dışında pek bir şey hatırlayamıyorum, sanki hafızamın başka bölümleri kilit altındaymış gibi. Ne ailem, ne de çocukluğum hiçbirini hatırlayamıyorum. Ne zamana gideceğime de saat karar veriyordu.
Kitaplara göz gezdirdim, hepsi son on yıl içerisinde yazılmış (1768-1778), saltanatla yönetilen ülkenin yönetimini eleştiren kitaplardı. 
Bu hastalık neyin nesiydi böyle. Yıllardır ölen insanlara karşı neden bir şey yapılmıyordu ve bunun gibi aklımda bir sürü soru dolanıyordu.
Zenginlerin gittiği bölgeyi merak edip oraya gitmenin zamanının geldiğini düşündüm. Dışarıya çıkıp yaşlı adamın olduğu kaldırıma doğru tekrardan ilerledim. Yaşlı adam hareketsiz bir şekilde kaldırıma uzanmıştı, pencereden onu izleyen ailesi gözyaşlarıyla onu izliyorlardı.
Adama yaklaştım ve hala nefes alabildiğini fark ettim. ''Bayım iyi misiniz?'' diye sordum zorlanarak.
''İyi değilim evlat lütfen beni buradan uzaklaştır, ailemin beni ölürken izlemesini istemiyorum''
''İyi olacaksınız bayım, bu işi çözeceğim'' dedim ve adamı evin önünden çekerek sokağın köşesine götürdüm. ''Sizden son bir isteyim var, zenginlerin olduğu bölgeye nasıl giderim?''
''Buradan 300 kilometre doğuda evlat, ama oraya seni almazlar doktor veya zengin değilsen oraya giremezsin...'' dedi ve gözlerini yumdu adam.
Bir süre düşündükten sonra tekrardan doktorun evine giderek kimlik kartını ve araba anahtarını aldım. Dışarı çıktım ve uzun süre çalışmamış arabayı yarım saatte çalıştırdıktan sonra 7 saat süren yol sonunda etrafı çevrili büyük bir koloniyle karşılaştım.
Sabah olmuş ve hava serindi, arabadan indim bitkin bir halde şehrin kapısına doğru ilerledim. Kapıda duran iki asker üzerime doğru yürüyerek ''Bir adım daha atma!'' diye bağırdı.
Ellerimi hızla havaya kaldırarak ''Durun! Ben Doktorum, kimliğim ceketimin sağ cebinde izin verirseniz göstereyim.'' dedim.
Silahını indirdi asker ve kafasını salladı. Kimliği gösterdim. Asker içeriye doğru, ''Profesör.'' diye seslendi yüksek bir sesle.
İçeriden beyaz gömlekli bir adam geldi elinde ışık çıkaran tıbbi bir aletle üzerime doğru gelip ''Gözlerinizi açın.''  ışığı gözüme tuttuktan sonra ''İyisiniz, içeriye buyurun.'' dedi.
Kapısından geçtiğim şehir gerçekten büyüleyici bir güzelliğe sahipti. Evler şahane desenli ve ihtişamlı büyük bir de saray vardı. Profesör bana dönerek ''Bu zamana kadar nerelerdeydiniz doktor, sonunda sizin de bize katılmanıza sevindik'' dedi.
''Ben de sevindim teşekkür ederim fakat buralarda neler döndüğünü bana anlatır mısınız?'' 
''Acele etmeyin doktor, yarın büyük toplantıya siz de davetlisiniz, sarayda olacak... Eviniz şurada, buyurun anahtarınız, tüm ihtiyaçlarınız karşılanacaktır'' dedi ve gitti.
Herkes büyük toplantıdan bahsediyordu. İnsanların burada toplanmasının birinci yılıydı ve kral bilinmeyenleri açıklayacağını söylüyordu. Burada olma nedenimi anlamama az kaldığını hissediyordum.
-
Toplantı başlamıştı. Kral herkesi karşısına alıp seslenmeye başladı ''Sevgili halkım, size ne kadar değer verdiğimi biliyorsunuz ki bir yıl boyunca sizi hastalıktan korumak için elimden geleni yaptım çünkü siz yaşamayı hak eden olarak seçildiniz. Bugün her şeyi açıklayacağım gündür. Kara ölümü ben saldım!'' Herkes şok olmuş bir şekilde birbirine bakmaya başladı. Kral konuşmaya devam etti: ''Ülkemizi daha iyi yönetebilmek ve kaynakları daha verimli kullanabilmek için önemsiz kesimi yok etmek zorundaydım.'' Bazı kesim yuhlamaya başlarken bazı kesim sessiz duruyordu. ''Sizler önemli kesim olarak seçildiniz!''
Ayağa kalkıp öfkeli bir şekilde bağırdım ''Size bu yetkiyi kim verdi! İnsanlara haşere gibi davranamazsınız! Sizi tutukluyorum!'' dedim ve cep saatimi ona doğrultarak düğmeye bastım.
Herkesin gözü önünde kral yok olmuştu. Askerler silahlarını bana doğrultmuş, insanlar şaşkın bir şekilde olanları izliyordu. ''Ona ne yaptın!'' diye bağırdı askerlerin komutanı.
''Onu evrenin sonuna yolladım. Ben bir Zaman Polisiyim. Şimdi herkes beni dinlesin, kara ölüm aylardır binlerce can aldı, buna sebep olan kral tutuklanmayı hak etmişti ve ben görevimi yaptım, sizler bu olanlara göz yumamazsınız. O bir tanrı değildi, kimin yaşayıp kimin öleceğine karar verme hakkı yoktu. Bu olanları düzeltmeliyiz, kendinizi önemli insanlar olarak görüyor musunuz? O halde kalkın ve bu olanlara son vermek için bana yardımcı olun!''
Üzerindeki şaşkınlığı atan insanlar hep bir elle hastalığın çaresini aramaya koyuldular, bu virüsü yapan profesör bile yaptıklarından pişmanlık duyup, Antivirüs yapımına yardımcı olmuştu, kimayagerler, doktorlar günlerce bu konu üzerinde çalıştı ve ilacı buldular...
Artık tek yapmam gereken, gidebileceğim en geçmiş zamana gidip ölümleri en aza indirmekti. İlacıları alıp cep saatimin düğmesine bastım.
En fazla 5 yıl önceye gidebilmiştim. Şehirdeki her insana bu ilacı dağıttım ve 3 numaranın kapısını çaldığımda açan doktora da teşekkür etmeyi ihmal etmedim, o aslında neden teşekkür ettiğimi pek anlamadı, hatta asıl ben teşekkür ederim falan bile dedi fakat, asıl kahraman o değil miydi? Bu arada zaman polisleri tutukladığı insanları zamanın sonuna yollar bir nevi hapishane. Görev tamamdı, sıradaki görev için cep saatime basma zamanı geldi!

3 yorum:

  1. Güzel bir sonla bitmiş:) Sanırım bu seri halinde devam edecek. Sonraki bölümleri de okumak isterim. Hikayeye devam etmelisin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim kendimi geliştirerek yazmaya devam edeceğim, beğenmeniz beni çok sevindirdi =D

      Sil
  2. ilginç, devamını bekliyorum,aslında birden film olarak canlandı okurken gözümde

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.